Tesbih Nedir ? Tesbih Tarihi

Türk Dil Kurumuna göre “Tespih” şeklinde yazılmış olsa da kelimenin aslı “s-b-h” kökünden gelir ve doğru yazım şekli “Tesbih” tir. Arapça kökenli olup, saymak, sayarak anmak, sayarak yüceltmek manalarına gelir.

Allah, Adem’e(a.s) her şeyin ismini öğretti. Sonra onları meleklere sunup: “Dedikleriniz doğruysa, haydi bu şeylerin isimlerini bana söyleyin bakalım” dedi. (Bakara Suresi 31 Ayet)

Kerim ve Mecid olan Kur’an’a göre Adem’den olma insan için her şeyin ismi, DNAmızdaki kodlarda saklı. Zira Yüce Yaratan Adem(a.s)’a her şeyin ismini öğretirken “Tesbih” in de ismini öğretmiştir. Buradan yola çıkarak diyebiliriz ki “Tesbih”de bizim kodlarımızda saklıdır ve insanlık tarihi kadar eskidir. Rabbini hamd ile tesbih eden meleklerden gördüğü ve ALLAH’ın öğrettiği şekilde Adem (as)’da Rabbini tesbih etmiş ve bunu evlatlarına öğretmiştir. O halde tesbih bu günkü şeklinde olmasa da bir eylem olarak ilk insandan beri süregelen bir ibadettir. Pekala bir eylem olan “Tesbih” ne zaman bir eşyaya dönüşmüştür?

Bilim araştırmalarına göre ilk insanlar boyunlarında veya başlarında taşıdıkları sıralı boncukları hatırlamak veya hatırlatmak için kullanırlardı. Bazen bir güç gösterisi olarak kullanılan bu eşya kimi zaman da süs eşyası olarak kullanılmıştı. Eski medeniyetlerde de inançlı kimseler ipleri düğümleyerek tesbih yaptıkları gibi taş veya hayvansal metaryelleri de kullanmışlardı.

Kalem Suresi : 28.Ayet (Mekke)

“Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size Rabbinizi tesbih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi.”

Ayette geçen ve “Onların” diye bahsedilen kavim, daha önceki ayetlerde “Bahçe Halkı”” olarak adlandırılan “Babil” halkıdır ve MÖ 1894 yılında kurulmuş bir medeniyettir. Bu ayet aynı zamanda Kur’an-ı Kerim’de tesbih kelimesinin ilk kullanıldığı ayettir (Nüzul- İniş sırasına göre) Bununla birlikte “Tesbih” kelimesi Kur’an-ı Kerimde 49 yerde geçmektedir.

Yine Kur’an-ı Kerim’e göre Bakara Suresi 30. Ayette “Yâd et o zamanı ki, Rabbin meleklere «Ben yeryüzünde muhakkak bir halife kılacağım» diye buyurmuştu. Melekler de, «Yeryüzünde fesad çıkaracak, kanlar dökecek kimseyi mi yaratacaksın? Bizler ise Sana hamd ile tesbih eder, Seni takdîs eyleriz» demişlerdi. «Şüphe yok ki sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Ben bilirim,» diye buyurmuştur.” Tesbih kelimesinin insanlığın başlangıcından önce Melekler tarafından uygulanan bir eylemdi, daha sonra Adem (as) ile birlikte insanlığa miras kaldı ve sonra bu eylemi yerine getirmek üzere çeşitli şekilllere bürünen bir eşyaya dönüştü. Bugünkü sanata dönüşmüş halini ise Osmanlı ile Türkler sağlamıştır.

Bu günkü şekline en yakın tesbih Tutankhamun ya da Tutankamon adıyla anılan Mısır firavununun (MÖ 1332-MÖ 1323) mezarında bulunan ve 37 taştan müteşekkil ipe dizili taşlardır. Aynı yıllarda İnka Medeniyetinden önce yaşamış ve bugünkü Peru topraklarında bulunan antik medeniyetlere ait “quipu” yani “hesaplama” adı verilen ve ipe düğüm atmak suretiyle yapılmış tesbih kalıntıları da bulunmuştur. Yine aynı bölgelerde yaşayan Güney Amerika Guiana yerlileri önemli bayram ve kutsal günlerin tespitinde düğümlü iplerden oluşan bir takvim kullanmışlardır. Çin’de Yung-ching-che zamanında ipliklere atılan farklı düğümlerin sayıları ve aralıkları da takvim şeklinde kullanılmıştır. Eski Roma’da kadınlar taştan yapılmış kolyeler taşımaktaydı bunlara “monile” denmekteydi bu kelime aynı zamanda “zikretme” anlamına gelmektedir. Avrupa’da tesbih karşılığı kullanılan “beads” kelimesi Anglosakson dillerde “dua” anlamındaki “beade” veya “bede” kelimelerinden türemiştir. Aynı şekilde Budist rahiplerinin taşıdığı “bodhi” denilen ve 72 boncuklu tesbihin taneleri, üzerine dinî ibareler yazılmış yaprakların lake veya vernikle yuvarlanmasıyla elde edilmişti. Yine bu kültürden etkilenen Japon din adamları da boyunlarına “bodhi” ağacından yapılmış tesbih takarlardı. Görülüyor ki bu tesbihler aynı zamanda birer muska gibi boyuna da asılarak kullanılıyordu. Bu araştırmaların neticesinde açıkça görülüyor ki bir eşya olarak tesbih, insanlığın antik çağlarındaki kalıntılarda mevcuttur ve dua için ya da zikretmek için kullanılmıştır.

Dört büyük kitap (sırasıyla Tevrat (Musa AS), Zebur (Davud AS), İncil (İsa AS) ve Kur’an (Muhammed Mustafa SAV) sahibi peygamberlerin atası olan, İbrahim (AS)’ın MÖ 2000 yıllarında yaşadığı düşünülecek olunursa bu kalıntılar tesbih tarihine de delil niteliği taşımaktadır. Zira tüm bu kitaplarda “Tesbih” bir eylem olarak Yaratıcıyı anmak olarak zikredilmiştir. Bunun yanı sıra Hinduizm’in başlangıcı olarak kabul edilen MÖ. 1200 ila 500 yılları arasında “japamâlâ” (zikir çelengi) ya da  “smarani” (hatırlatan nesne) adlarıyla “Tesbih” bir eşya olarak kullanılırdı. Hinduizm’de “Tesbih” tanrıların isimlerini anmakta, konsantrasyon esnasında ve dua sırasında kullanılırdı. Çeşitli metaryellerle yapılırdı; çakıl taşı, madeni veya ahşap gibi çeşitli objelerden yapılır ve 108 adet parçadan müteşekkildi. Şivacı adıyla anılan diğer Hindu mezhebinde “Tesbih” tanelerinin sayısı ise 32 adettir. Hint dinî heykellerinde bu konunun ispatı ise “Brahman”ın dört elinden sağ ön elinde, “Durgas”ın sekiz elinden sekizincisinde, “Ganga”nın boynunda, Sarasvati’nin dört elinden biri tesbih taşır. Hindular’ın tesbihleriyle Budistler’in tesbihleri arasında pek fazla fark gözlenmez. Bazıları turkuaz, mercan, amber, gümüş, inci gibi daha değerli materyallerden yapılır. Yöreye ve mezhebe göre de boncuk sayılarında bazı farklılıklar görülebilir.

Hristiyanlığın çıkış bölgesi olan Orta Doğu’da “Tesbih” bir eşya olarak “Rosary / Rosaire” veya Latince kökenli olan ve “Gül Çelengi” demek olan “Rosarium” kelimeleriyle anılmaktaydı. Bu kelimelerle “Tesbih”in gülle ilişkilendirilmesi Hz.Meryem’in güllerden oluşan tacından ötürüdür. Hristiyanlara göre tesbihi ilk kullanan kişi Mısır’da yaşayan bir keşiş olan Antonohy the Great yani Büyük Antoni MS.251)dir ve 300 çakıl taşını bir tesbih kullandığı bilinmektedir. Bununla birlikte Hristiyan dünyası için tesbih ayrıca aziz kabul edilen “Saint Dominique”in 12. yüzyılda Albilliler ile giriştiği savaşta Hz.Meryem’i gördüğünü ve kendisine bir “Tesbih” verdiğini ve bu tesbih ile nasıl dua etmesi gerektiğini öğrettiğini söylemesiyle de ün kazanmıştır. Daha sonraları 15. yüzyıl ile birlikte kilise resimlerinde tesbih bir eşya olarak görülmeye başlanmıştır. Bunların en eski kanıtı ise bu günkü Belçika’nın kuzeyinde yaşayan Flemenk milletine mensup bir ressam olan “Jan Van Eyck”in “The Virgin of the Fountain” resmidir. Bu tabloda bebeğin elinde bir ipe dizili ve ucunda ipten bir püskül bulunan bir tesbih görülmektedir. Yine aynı ressamın veya Arnolfi’nin Düğünü adlı eserinde de tesbih bulunmaktadır. 1450’den sonra manastırlarda elli taneli üç tesbihin birleşmesinden oluşan ve keşişlerin boyunlarına takarak kullandığı 150’lik tesbihler ortaya çıkar , Hristiyanlık ve Tesbih konusunda bundan sonraki en önemli gelişme ise 1569 yayımlanan bir “Papalık Genelgesi” olan “Consuverunt Romani Pontifices” tesbih çekmeyi “otoritelerce doğrulanmış” olarak kabul etmiştir. Buna karşı 1586’da Papa V. Sixtus tarafından 150’lik tesbihler kaldırılarak Papa V. Pius’un haçlı seferlerinde Müslümanlardan örnek aldığı ellidokuz taneli tesbihe dönüşüm sağlanmıştır. (Papa V. Pius katoliklerce “Tesbihin Papası” olarak kabul edilir) Bugün Katolik ve Ortadoks Hristiyanlar özel dualar eşliğinde tesbih çekerler ve dini ritüellerde önemli bir yere sahiptir. Batı’daki tesbih ustalarına “Paternoster” adı verilirdi ve işçiliklerini eski dönemlerde el tornalarında yaparlardı. Bu günkü Protestanlarda ve Yahudilerde tesbih geleneği yoktur.

Yukarıdaki paragrafta açıkça görülüyor ki Hristiyan keşişler tesbihi Müslümanlıktan önce kullanmışlar ancak yaygınlaşması en erken 12. yüzyıl dan sonra olmuştur. Lakin bu tarihe kadar tesbih Müslümanlarca yaygınca kullanılmaktaydı.Namazlardan sonra otuz üçer defa “SübhânAllah”, “Elhamdülillâh”, “Allāhüekber” demenin mükâfatı ile ilgili Hadis-i Şerif tesbih çekmeyi ve bunu unutmamak için çeşitli metaryeller kullanmayı da beraberinde getirmiştir. Bunun en güzel kanıtı ise Hz. Ali (R.A)’den nakledilen bir hadis-i Şeriftir; “Tesbih ne güzel hatırlatıcıdır” (Ebu Davud,Terceme ve Şerhi c5,s500). Burada tesbihin bir eşya olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Başka bir delili ise Hz. Muhammed S.A.V ‘in Eşi Hz.Safiyye R.A ‘ı tesbih çekerken çakıl taşları veya hurma çekirdekleri kullanmasını tavsiye etmesidir. Ayrıca Hz. Muhammed S.A.V’in en yakınlarından olan Hz.Ebu Hureyre R.A ‘ın akşam yatarken tesbih çekmek için kullandığı 2000 düğümden ibaret bir ipin olduğu ve yine tesbih çekmek için çakıl taşlarından müteşekkil bir kesesi de olduğu bilinmektedir. Aynı usulü Sa‘d b. Ebû Vakkās’da kullanırdı.

Tesbihin bocuklar halinde bir ipe dizilmiş şeklini anlatan en kesin bilgi İslamiyetin ilk zamanlarında yetişen ünlü Arap Filolog ve Bilim İnsanı Halil ibn Ahmed el-Ferahidi ‘nin Kitâbü’l-ʿAyn adlı eserinin üçüncü cildinin 152. sayfasında yer alan şu cümlesidir ; Sübha:“sayısınca tesbih edilen boncuklar”… Böylece Tesbih bu dönemlerde İslam âlemindeki yerini bir eşya olarak da almış ve neredeyse tüm İslam âlimleri tarafından da kullanılmıştır. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış (MS.830-910) büyük İslam âlimi Cüneyd’i Bağdadi K.S “Beni ALLAH-u Teâlâ’ya yaklaştıran bu nesneyi terk edemem” buyurmuş ve ölüm döşeğinde dahi tesbihini yanından ayırmamıştır.

Müslümanlık adetlerinde tesbih 33,99,500,1000,5000’lik olarak görülmektedir. Günlük hayatta en çok tercih edilen 33 taneli ve 99 taneli olan modelleridir. 500,1000 ve 5000 taneli tesbihler genellikle tekkelerde ve Şeyh Efendilerin vefat ettiğinde sandukası üzerinde asılıdır.

Günümüz tesbihleri daha çok “Osmanlı Sıralı Sistem” olarak adlandırılan ve İmâme, Habbe (Taneler) , Nişane -Müezzin (İşaret-Durak), Sikke (Ara Parça) , Pul, Hatime (Tepelik), Çivi , Püskül-Kamçı gibi bölümlerden meydana gelir.

Alıntı : tesbih.blog